Dünyanın en düzenli  ve en zengin ülkelerinden olan Lüksemburg Büyük Dükalığı, yüksek ve alçak olarak iki bölüme ayrılmıştır. Ville Houte denilen bölüm eski kenti, Ville Basse ise nehir kıyısını kapsar. Lüksemburg Kalesi (Vianden Castle); Fransız Krallığı ile Kutsal Roma İmparatorluğu arasındaki stratejik pozisyonu nedeniyle uzun yıllar Avrupa’nın en önemli kalelerinden olmuştur. 10. Yüzyılda Romanesk sitilinde yapılan kale 1994 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yerini almıştır.

Büyük Dük Sarayı; 1572-1795 tarihleri arasında Lüksemburg’un ilk belediye binası olarak inşa edilmiştir. Çağdaş sanatlar müzesi mimarisi olan Mudam, koleksiyonu ve sergileriyle Avrupa’nın önemli sanat merkezlerinden birisidir. Petrusse Cesemates; Lüksemburg’un en çok rağbet gören turistik noktalarından biridir. Burası yeraltı tünelleri ve mağaralardan meydana gelmektedir. Uzunluğu 23 km olan bu dar tünelde geçmişte atlar dolaşmış, toplar yerleştirilmiştir bu yüzden kentin savunmasında büyük rolü vardır. Ayrıca tünelde 35.000 kişi yaşamıştır. Bağımsızlığı simgeleyen  Adolphe Köprüsü; kentin en göz alıcı yapılarından biridir. Cathedrale Notre-Dame; ülkenin en büyük dini yapısıdır. Meryem Ana’ya adanmış olan yapı Gotik stil özelliklerini taşır. 1870 yılında Papa Hazretleri tarafından kutsanmış ve katedral haline getirilmiştir.

Tabii Lüksemburg’da sadece tarihi ve sanatsal yerleri görmekle kalmayacağız. Yerel kültürü daha iyi anlayabilmek için serbest gezi zamanımızı insanların gündelik yaşamlarında vakit geçirdiği bölgeleri görme fırsatımız da olacaktır. Diğer yandan asgari ücretin 2000 Euroya yakın olduğu bu güzel ülke alış veriş yapmak için çok doğru bir tercih olmayacaktır 🙂